Bir seraba dönüşmüş cümlelerin sıla hasretiyim.
Rüzgarda savrulan tozlu bir sahafın rafında,
Kimsesiz bir kitabın son sayfasındaki noktayım.
Mürekkebim kurudu hayal denen o kuyuda,
Gölgem bile unuttu düşeceği yönü şimdi.
Zamanın kırık aynasında parçalanmış bir hece,
Suskun bir çığlığım, söyleyen olmadı ki.
Bir mektup yazdım bir vakit, “Gurbet” diye başlayan,
Lakin gidecek yer bulamadı zarfta pulum.
Şimdi cebimde saklı bir eski istasyon bileti,
Gidilmemiş yollara ağıt yakar dururum.
Duvarlarda resmin, çerçevesi var içi boş,
Bir “Merhaba” kaldı, yarıda kalmış bir cümlenin.
Ellerim titredi seni anan her harfi yazarken,
Kalemim kırıldı, yalnızlığın mürekkebinden.
Sözcükler düşer oldu dilimden birer birer,
Toplasam, bir anlamı kalmıyor cümlelerin.
Bir yangının küllüyüm, sönen o son kor parçası,
Hatıralar savrulur, eski bir fotografın rüzgarında.
Yıldız kayar gibi geçti ömrümüz o bahardan,
Kopardıkça kopardı son yapraklar hazan rüzgarı.
Bir “Elveda” bile yok, ortasında kalan bir hikayenin,
Biz, virane bir şarkının nakaratıyız yarıda kalmış.
Sokak lambaları söndü, gölgeler uzadı ansızın,
Bir ayak sesi var, çınlayan o ahşap merdivende.
Kapılar kapandı, anahtarlar paslandı yıllarca,
Ben bir cümle oldum, düşülmüş bir dipnot kenarda.
Geceleri yağmur çalar camıma inatla ve ısrarla,
Her damla, bir harftir dökülen o bitmeyen şiirden.
Sabah olunca kurur gider, bir iz kalmaz geriye,
Ben, yağmurun yazdığını silen güneşim işte.
Dünya döndü değişti, yüzler, şehirler, yollar silindi,
Bir tek ben kaldım, aynı satırda mıhlanmışım.
Saatler işliyor, ruhumun duvarında sarkacı kırık,
Ben Ömrünü Yitirmiş Harfler, unutulmuşum.
Artık bir elyazısıyım, solmuş bir defter sararken,
Hatırlayanı yok, okuyanı yok, anlayanı yok.
Rüzgara karışıp gideceğim bir sonbahar akşamı,
Toprak olup, başka harflere can vereceğim belki de.
Rüzgarda savrulan tozlu bir sahafın rafında,
Kimsesiz bir kitabın son sayfasındaki noktayım.
Mürekkebim kurudu hayal denen o kuyuda,
Gölgem bile unuttu düşeceği yönü şimdi.
Zamanın kırık aynasında parçalanmış bir hece,
Suskun bir çığlığım, söyleyen olmadı ki.
Bir mektup yazdım bir vakit, “Gurbet” diye başlayan,
Lakin gidecek yer bulamadı zarfta pulum.
Şimdi cebimde saklı bir eski istasyon bileti,
Gidilmemiş yollara ağıt yakar dururum.
Duvarlarda resmin, çerçevesi var içi boş,
Bir “Merhaba” kaldı, yarıda kalmış bir cümlenin.
Ellerim titredi seni anan her harfi yazarken,
Kalemim kırıldı, yalnızlığın mürekkebinden.
Sözcükler düşer oldu dilimden birer birer,
Toplasam, bir anlamı kalmıyor cümlelerin.
Bir yangının küllüyüm, sönen o son kor parçası,
Hatıralar savrulur, eski bir fotografın rüzgarında.
Yıldız kayar gibi geçti ömrümüz o bahardan,
Kopardıkça kopardı son yapraklar hazan rüzgarı.
Bir “Elveda” bile yok, ortasında kalan bir hikayenin,
Biz, virane bir şarkının nakaratıyız yarıda kalmış.
Sokak lambaları söndü, gölgeler uzadı ansızın,
Bir ayak sesi var, çınlayan o ahşap merdivende.
Kapılar kapandı, anahtarlar paslandı yıllarca,
Ben bir cümle oldum, düşülmüş bir dipnot kenarda.
Geceleri yağmur çalar camıma inatla ve ısrarla,
Her damla, bir harftir dökülen o bitmeyen şiirden.
Sabah olunca kurur gider, bir iz kalmaz geriye,
Ben, yağmurun yazdığını silen güneşim işte.
Dünya döndü değişti, yüzler, şehirler, yollar silindi,
Bir tek ben kaldım, aynı satırda mıhlanmışım.
Saatler işliyor, ruhumun duvarında sarkacı kırık,
Ben Ömrünü Yitirmiş Harfler, unutulmuşum.
Artık bir elyazısıyım, solmuş bir defter sararken,
Hatırlayanı yok, okuyanı yok, anlayanı yok.
Rüzgara karışıp gideceğim bir sonbahar akşamı,
Toprak olup, başka harflere can vereceğim belki de.
Ömrünü Yitirmiş Harfler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder